Biz küçükken,
ramazanda her akşam dışarı çıkardık. Aileler Ramazan ayında çocuklarının gece
sokakta oynamasına müsaade ederlerdi. Yaşadığımız apartmanda ben ve kardeşim
yaşlarında en az 10 çocuk vardı. Mahallede ki diğer çocukları da eklersek 15-20
kişi tam bir çocuk çetesi olurdu. Önce hepimiz toplanır, sırayla,
tek tek, tüm komşuların zillerini çalar ''KÜPECİK'' manisini söylerdik.
Çaldığımız kapılardan kiminden para , kiminden şeker toplardık. Para verilince
mutlu olur, şeker verilince burun kıvırırdık. Topladığımız hasılatı, sonradan
paylaşmak üzere bir torbaya doldururduk. Maniyi baştan sona okur eğer ev
sahibine duyuramazsak ikince kere detone bir şekilde son ses tekrar söylerdik.
Tam Bremen Mızıkacıları gibi gezerdik. O verilen üç kuruş paralar bizim
için çok anlamlıydı. Belki ailemizin verdiği harçlık, kat be kat fazlaydıama bizim için bu kadar kıymetli değildi.
Çalacağımız kapı
bitince hemen bakkala ya da markete koşarşeker, çikolata ,kuru yemiş gibi yiyecek ve kız kaçıran torpil, mantar ve
çıtır pıtır(çatapat) alırdık. Sonra başlardı şenlik.
Kız Kaçıran(Kız
Kovalayan) en ucuzu ve en popüleriydi. Serçe parmağı boyunda, beyaz barutlu bir
garip nesneydi. Arkasından ateşi verince birden ciüüff diye ses çıkararak sağa
sola saçma sapan uçar, kızlar çığlıklar eşliğinde deli danalar gibi koşar,
erkekler de kız olmadığını kanıtlarcasına cesur bir edayla dikilip, hihohaha
gibi hayvani kahkahalar atarlardı.
Torpil daha
tehlikeliydi. Bir tür füze yada havai fişek gibi yükselir sonra da patlardı.
Kız kaçıran ve torpil düzeneğini kuran arkadaşlarda bomba imha uzmanı gibi bir
hava olurdu.
Mantar ise mantar tabancasının içine konularak patlatılırdı. Biz mantarın
üzerine büyükçe bir taş atardık öyle patlatırdık ya da bir teli çengel haline
getirip mantara saplayarak yaratılan küçük bomba, yerlere, duvarlara atılarak
patlatılırdı. Telli mantar bazılarının elinde patlardı. Patlayan yere, anne
tarafından diş macunu tedavisi tatbik edilir, ardından yanak bölgesine bir de
tokat şaplatılarak olayın vahameti daha da vurgulanırdı.
Bu arada çıtır-pıtırı unutmuşuz :) onu da kâğıdıyla koparıp ayağımızın
altında sürte sürte patlatırdık :)
Bu oyunlar da bittikten sonra yan mahalleyeya da sokağa geçer önce zillerine basıp kaçar, bu heyecan kesmezse
elimizde bantla tüm apartmanın zillerini, eş zamanlı baskılı bir şekilde bantlayıp
tüm kapı zillerinin aynı anda çalmasını sağlardık. Herkes aynı anda, kim o, kim
o, kim o diye seslenmeye başlayınca kahkahayı basardık
Sonra apartmanın içine girer ruh çağırırdık.
‘’Ey ruh geldiysen çık’’
O arada içimizdeki muziplerden biri bir tıkırtı yapardı bizde çığlık
çığlığa apartmanı terk ederdik . Aah ah ne güzel günlerdi
Aşağıda küpecik manisinin sözleri var. Sonra ki video da Kütahya da
hazırlanmış bir program . Burada ki çocuklardan bir kaçı benim kardeşlerim.
Şimdi lise ve üniversite de okuyorlar. Orada anlatan bir hanım var. Oda arkadaşım Mehmet’in
annesi Hürmüz Teyze. Mehmet Hacivat ve Karagöz oynatıcısıdır. ‘HayaliKeçe Mehmet’ diye bilinir.
Bu arada benim çocukluğumda ayni bu videoda görünen mahallenin karşısında aynı tip Kütahya evinde geçti. 8 yaşına kadar orada yaşadık. Evimiz Agah Efendi Konağının selamlığıydı. Daima hasretle anarım o günleri. Hepinize iyi seyirler
Heey! küpecik, küpecik,
Yağdan, baldan küpecik.
Yağ olmazsa bal olsun,
Ev sahibi sağ olsun.
Benim Allah nazardan saklasın 2 küçük kızım var . Büyük kızım Duru çok duygusal, düşünceli ve olgun bir çocuktur. Daha 6,5 yaşında olmasına rağmen canımı sıkkın görürse benimle dertleşir. Kendine göre yorumlar yapar beni hemen mutlu etmeye çalışır.
2 gün önce Kadir gecesi vesilesiyle anneannesi dua okurken o da eşlik etmiş. Sonra da onunla namaz kılmış. Annemde o namaz kılarken yastığının altına 10 TL bırakmış. Yavrum çok mutlu olmuş. Ben işten gelince koşarak yanıma geldi annecim namaz kıldığım için melekler bana ne gönderdi bak diye. Aslında o an hayatın gerçeklerinden bahsedeyim mi diye düşündüm. Sonra vazgeçtim. Varsın şimdilik böyle düşünsün o yaştaki bir çocuğa manevi alemi anlatmak benim için biraz zor olacaktı.
Aradan zaman geçince yanıma geldi.
-Annecim anneannem bana namaz kılan kişinin ettiği duaları kabul olurmuş dedi
-Eee sen ne diledin peki
-Senin çabucak zayıflamanı (kulağıma akupunktur iğneleri taktırdığım için Duru çok üzülüyor bu halime )Babamın da gözünün iyileşmesini( eşim Deniz çok ciddi bir Retina Dekolman ameliyatı oldu ve 10 gün yüzüstü yatması gerekti)
-Kendin için oyuncak falan dilemedin mi.
- Gerek yok annecim . Bu dünya da alamazsam Allah bana cennette verir nasıl olsa
Ya benim kızım nolmuş diye kendi kendime şaşırdım. Bu kavramlardan bahsedelim mi derken o aşmış bile diye düşündüm.
O zaman kendi küçüklüğüm geldi aklıma. Bir defa beni camiye teravihe götürmüşlerdi. Ben de gömlek cebime leblebi doldurdum. Her secdeye vardığımda leblebilerden 1-2 si düşüyor ben de tavuk yemler gibi onları ağzımla topluyordum. Bir seferinde de caminin üst, kadınlar kısmında, mevlüde götürmüşlerdi. Önce tespihleri ucuca ekleyip balkondan aşağıya saldım. Sonra o da kesmedi. Tespihleri tek tek balkondan aşağıya adamların kafasına atıp saklanıyordum. Adamlar bakınca da hep anneannemi görüyorlardı. Tabi sonunda anlaşılınca, esaslı bir çimdik yemiştim anneannemden.
Şimdi bakıyorumda kızım bana göre çok olgun. Böylesi ne kadar doğru bilmiyorum. Ben biraz daha yırtık olsun çocukluğunu doyasıya çocuk gibi yaşasın istiyorum.
Bu günün parçası bu olsun istedim. Nil Karaibrahimgil'i sıra dışı ve özgün işler yaptığı için çok beğenirim. Sözleri de her zaman espirili , muzip ve aykırıdır. Kızım Duru ve ben çok beğeniriz.
Benim, arkadaşlıkları üniversitede başlayan ve inşallah sonsuza kadar devam edecek bir kaç iyi dostum var. Yeri geldiğinde hepsinden bahsedeceğim Bundan önceki yazımda Eser den bahsetmiştim, diğer dostumsa Aslı.
Aslı cım beni desteklemek için;
''Bu dünyaya lazım sesi duyulması gereken insanlardan olduğuna inandım
hep..Bu blog buna hizmet edecek,inanıyorum...Sakın ihmal etme bizi.'' şeklinde yorum yazmış.
Evet Aslı'cım farkındayım BU BENİM İÇİN KÜÇÜK AMA İNSANLIK İÇİN BÜYÜK BİR ADIM..............:))
Dersem insanlar buna kı..yla gülerler herhalde. Çünkü aşağıdaki arkadaşlarla beraber ben bile kendime güldüm.
HERKESE HAYIRLI KANDİLLER DİLERİM. UMARIM HEPİMİZİN YÜZÜDE, GÖNLÜ DE HEP TEBESSÜM VE MUTLULUK DOLU OLSUN...
Bu amcam aile hekimliğimize kayıtlı olmamasına rağmen ilk muayeneye geldiğinde bıyıkların ne kadar güzel, ne kadar yakışıklısın falan demiştim. O nedenle olacak ki artık sık sık uğruyor. Son geldiğinde fotoğrafını çekmek istedim, tamam dedi. Ama sakal tıraşı olunca bir daha çek dedi. Eh bir daha çekecez söz verdik bir kere . Göz kayık, kulak duymuyor, ağızda diş yok ama öyle bir özgüven ve havası var ki Kıvanç Talıtuğ da göremezsiniz bu havayı. HEYYT BE YAKIŞIKLIM BENİM
CANIM ARKADAŞIM ESER'E VERDİĞİM SÖZE İSTİNADEN BLOĞUMU AKTİFLEŞTİRDİM. BUNDAN SONRA FIRSAT BULDUKÇA BLOĞUMA VAKİT AYIRACAĞIM.
YAZ, YAŞAMIN ANLAMINI BIRAK SATIR ARALARINA ....SEVDALARINI , KORKULARINI UMUTLARINI İNSANLIĞINI BIRAK . ÖLMEKLE GÖMÜLMEYECEK BİR CÜMLEM OLSUN HAYATA DAİR. KENDİNDEN GERİYE OKUNULASI BİR HAYAT BIRAK . YORULMA YAŞAMAKTAN , YAŞADIĞIN KADARINI YAZMAKTAN...
İŞTE BÖYLE DİYEREK BAŞLADIM YAZMAYA . HERKESİN YAZILMAYA VE OKUNMAYA DEĞER BİR HAYATI OLDUĞU İNANCIYLA EVİMİ, İŞİMİ, AİLEMİ KISACASI HAYATIMI PAYLAŞMAK İSTEDİM. HAYDİ HAYIRLISI...